İç kuvvetler, enerjisini Dünya’nın iç kısmından alan ve yeryüzünü büyük ölçekte şekillendiren doğal süreçlerdir. Dağ sıralarının yükselmesi, kıtaların yer değiştirmesi, volkanların oluşması ve depremlerin meydana gelmesi bu süreçlerin görülebilen sonuçlarıdır.
Yeryüzü ilk bakışta hareketsiz görünür. Oysa yer kabuğunu oluşturan levhalar yılda birkaç santimetre hızla hareket eder. Bu yavaş hareket milyonlarca yıl devam ettiğinde okyanuslar açılır, kıtalar birbirine yaklaşır ve büyük dağ kuşakları meydana gelir. Kayaçlarda biriken gerilim aniden boşaldığında ise saniyeler içinde deprem oluşabilir.
İç kuvvetlerin etkileri yalnızca yükselme biçiminde görülmez. Yer kabuğunun bazı kesimleri çöker, okyanus tabanları genişler, volkanik malzemeler yüzeye çıkar ve yeni yer şekilleri ortaya çıkar. Dolayısıyla bugünkü yeryüzü, hem uzun süreli tektonik hareketlerin hem de kısa sürede gerçekleşen olayların ortak ürünüdür.

İç Kuvvetlerin Enerji Kaynağı
Dünya’nın iç kesimlerinde çok büyük miktarda ısı bulunur. Bu iç enerji, yer kabuğundaki hareketlerin temelini oluşturur ve gezegenin jeolojik bakımdan etkin kalmasını sağlar.
Dünya’nın İç Isısı Nasıl Oluşur?
Dünya’nın iç ısısının bir bölümü gezegenin oluşumu sırasında ortaya çıkan enerjiden kalmıştır. İlk dönemlerde gök cisimlerinin çarpışması, maddelerin sıkışması ve ağır elementlerin merkeze doğru ilerlemesi büyük miktarda ısı üretmiştir.
İç ısının günümüzde de devam etmesini sağlayan önemli etkenlerden biri radyoaktif elementlerin bozunmasıdır. Özellikle uranyum, toryum ve potasyum gibi elementlerin bazı izotopları bozunurken ısı açığa çıkarır.
Bu enerji, Dünya’nın her yerinde aynı büyüklükte yüzeye ulaşmaz. Fayların, volkanik alanların ve ince kabuklu bölgelerin bulunduğu yerlerde iç ısının etkileri daha belirgin hâle gelebilir.
Manto Hareketleri ve Levhaların Hareketi
Yer kabuğu ile üst mantonun en üst kesiminden oluşan sert katmana litosfer denir. Litosfer, tek parça değildir; levha adı verilen büyük ve küçük parçalara ayrılmıştır. Bu levhalar, üst mantonun daha sıcak ve uzun zaman ölçeğinde şekil değiştirebilen kesimi üzerinde hareket eder.
Mantodaki ısı aktarımı ve kayaçların çok yavaş dolaşımı, levha hareketleriyle yakından ilişkilidir. Bununla birlikte levhaları yalnızca mantodaki dolaşım sürüklemez. Okyanus ortası sırtlarından uzaklaşma ve dalan levhanın ağırlığı gibi mekanizmalar da harekete katkı sağlar.

Levhaların birbirine göre hareketleri üç temel sınır oluşturur:
- Yaklaşan levha sınırı: Levhalar birbirine yaklaşır. Dalma-batma, sıkışma, dağ oluşumu, volkanizma ve güçlü depremler görülebilir.
- Uzaklaşan levha sınırı: Levhalar birbirinden ayrılır. Yükselen magma yeni okyanusal kabuk meydana getirebilir.
- Yanal hareketli levha sınırı: Levhalar birbirine sürtünerek zıt ya da farklı yönlerde ilerler. Bu sınırlarda güçlü depremler oluşabilir.
Levha hareketleri ile yeryüzündeki deprem, volkan ve genç dağ kuşaklarının dağılışı arasında belirgin bir ilişki vardır. Ancak bütün volkanlar ve depremler yalnızca levha sınırlarında görülmez. Levha içlerinde bulunan eski faylar deprem üretebilir; sıcak nokta volkanizması da levha sınırlarından uzakta ortaya çıkabilir.
Başlıca İç Kuvvetler
İç kökenli süreçler dört ana başlıkta incelenir: orojenez, epirojenez, volkanizma ve deprem. Bu süreçler birbirinden bağımsız değildir. Aynı tektonik hareket bir bölgede dağ oluşumuna, kırılmaya, volkanizmaya ve depremlere birlikte yol açabilir.
Orojenez: Dağ Oluşumu
Orojenez, levha hareketlerine bağlı olarak yer kabuğunun sıkışması, kıvrılması, kırılması ve yükselmesi sonucunda dağların oluşması sürecidir. Bu süreç çoğunlukla levhaların birbirine yaklaştığı alanlarda gerçekleşir.
Deniz ve okyanus tabanlarında uzun süre boyunca kalın tortul tabakalar birikebilir. Levhaların yaklaşmasıyla bu tabakalar yandan basınca uğrar. Kayaçlar esnek özellik gösteriyorsa kıvrılır; daha sert ve kırılgan yapıdaysa kırılır.
Orojenez yalnızca birkaç yılda gerçekleşen bir olay değildir. Dağ kuşaklarının oluşması ve yükselmesi çoğunlukla milyonlarca yıl sürer.

Kıvrılma ile Oluşan Dağlar
Sıkışan tortul tabakalar bütünüyle kırılmadan bükülürse kıvrımlı yapılar meydana gelir. Kıvrımın yukarı doğru yükselen bölümüne antiklinal, aşağı doğru çöken bölümüne ise senklinal denir.
Alpler, Himalayalar, And Dağları ve Kayalık Dağları genç kıvrım kuşaklarının önemli örnekleridir. Bu dağlar aynı biçimde oluşmamıştır. Örneğin Himalayalar iki kıtasal levhanın çarpışmasıyla yükselirken And Dağları’nın oluşumunda okyanusal bir levhanın Güney Amerika Levhası’nın altına dalması etkili olmuştur.
Türkiye’de Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar, Alp-Himalaya dağ oluşum kuşağının parçalarıdır. Bu sistemlerin gelişiminde Afrika, Arap ve Avrasya levhaları arasındaki yakınlaşma önemli rol oynar.
Kırılma ile Oluşan Dağlar
Kayaçlar uygulanan basınç veya gerilme karşısında esneyemediğinde kırılır. Yer kabuğundaki bu kırıklara fay denir. Faylarla sınırlanan bazı bloklar yükselirken bazıları çöker.
Faylanma sonucunda yükselen bloklara horst, çöken bloklara graben adı verilir. Bu kavramlar yalnızca bir yükseltiyi veya çukurluğu değil, faylarla sınırlandırılmış tektonik blokları ifade eder.
Türkiye’de horst ve graben sistemleri özellikle Batı Anadolu’da belirgindir. Kaz Dağı, Madra Dağı, Yunt Dağı, Bozdağlar ve Aydın Dağları yükselen bloklara; Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes çevresindeki çöküntü alanları ise grabenlere örnek gösterilir.
Faylı yapı Batı Anadolu’da yalnızca yer şekillerini belirlemez. Deprem etkinliği, sıcak su kaynakları ve jeotermal enerji potansiyeli de bu tektonik düzenle yakından ilişkilidir.
Epirojenez: Geniş Alanlı Yükselme ve Çökme
Epirojenez, yer kabuğunun geniş kesimlerinin uzun süre içinde dikey yönde yükselmesi veya çökmesidir. Orojenez daha çok dar ve uzun kuşaklarda dağ oluşumuyla sonuçlanırken epirojenez kıta ölçeğindeki geniş alanları etkiler.

Bu hareketlerin açıklanmasında izostazi kavramı önem taşır. İzostazi, yer kabuğunun yoğunluğu daha fazla olan manto üzerinde kütlesine ve kalınlığına bağlı bir denge kurmasıdır. Kabuk üzerindeki yük arttığında çökme, yük azaldığında ise yükselme görülebilir.

İzostatik Denge Neden Değişir?
Yer kabuğunun üzerindeki yük çeşitli nedenlerle değişebilir:
- Kalın buz örtülerinin oluşması kabuk üzerindeki yükü artırır.
- Buzulların erimesi yükü azaltarak karanın yeniden yükselmesine yol açabilir.
- Akarsuların uzun süreli aşındırması kıtaların kütlesini azaltabilir.
- Denizlerde ve çöküntü havzalarında tortul birikimi yükü artırabilir.
- Volkanik malzemelerin birikmesi kabuk üzerinde ek ağırlık oluşturabilir.
Son buzul çağında kalın buz örtüsü altında kalan İskandinavya’nın bazı kesimleri, buzullar eridikten sonra izostatik olarak yükselmeye devam etmektedir. Bu hareket çok yavaştır; ancak uzun zaman içinde kıyı çizgisinin konumunu değiştirebilir.
Transgresyon ve Regresyon
Kara ile deniz arasındaki göreli seviye değiştiğinde kıyı çizgisi yer değiştirir. Deniz seviyesinin karaya göre yükselerek denizin karaya doğru ilerlemesine transgresyon denir. Denizin karaya göre çekilmesine ise regresyon adı verilir.

Bu olayların yalnızca karaların yükselmesi veya çökmesiyle oluştuğunu düşünmemek gerekir. Küresel deniz seviyesi değişimleri de transgresyon ve regresyona yol açabilir. Bu nedenle kıyı çizgisindeki her değişiklik doğrudan epirojenez kanıtı sayılmaz.
Volkanizma: Magmanın Hareketi
Volkanizma, magmanın yer kabuğunun içinde hareket etmesi veya yeryüzüne ulaşmasıyla gerçekleşen olayların tümüdür. Yer altında bulunan erimiş kayaç malzemesine magma, yüzeye çıkan akışkan magmaya ise lav denir.
Magma yükselirken her zaman yeryüzüne ulaşmaz. Bazen kabuk içinde soğuyup katılaşır, bazen de çatlaklardan veya volkan bacalarından yüzeye çıkar.

Derinlik Volkanizması
Magma yer kabuğunun içinde yavaşça soğuduğunda derinlik volkanizması gerçekleşir. Yavaş soğuma, minerallerin daha iri kristaller geliştirmesine imkân verir. Granit gibi iç püskürük kayaçlar bu koşullarda oluşur.
Yer altında katılaşan başlıca magmatik kütleler şunlardır:
- Batolit: Çok geniş ve derin magmatik kütledir.
- Lakolit: Tabakalar arasına girerek üstteki kayaçları kubbe biçiminde yükselten kütledir.
- Sill: Tabakalar arasına tabakalara paralel biçimde yerleşen magmatik sokulumdur.
- Dayk: Kayaç çatlaklarını ve tabakaları keserek ilerleyen dik veya eğimli sokulumdur.
Bu oluşumlar yer altında meydana gelir. Üzerlerindeki kayaçlar dış kuvvetler tarafından aşındırıldığında zamanla yüzeyde görülebilirler.
Yüzey Volkanizması
Magma yüzeye ulaştığında lavlar, volkanik küller, gazlar ve farklı büyüklükte katı parçalar çıkarabilir. Yeryüzüne ulaşan malzemenin niteliği; magmanın bileşimine, sıcaklığına, gaz miktarına ve akışkanlığına bağlıdır.
Akışkan lavlar geniş alanlara yayılabilir ve daha az eğimli volkanlar oluşturabilir. Silis oranı yüksek, daha yoğun ve gaz bakımından zengin magmalar ise patlayıcı püskürmelere yol açabilir. Bu nedenle bütün volkanik faaliyetler aynı biçimde gerçekleşmez.
Volkan bacası çevresinde biriken malzemeler volkan konisini oluşturur. Zirvede bulunan çanak biçimli bölüm kraterdir. Kraterin patlama veya çökme sonucunda genişlemesiyle daha büyük bir çukurluk olan kaldera meydana gelebilir. Patlama sonucu oluşan çukurlara ise genel olarak maar adı verilir.
Volkanizmanın Oluşturduğu Başlıca Şekiller
Yüzey volkanizması farklı yer şekilleri meydana getirir:
- Volkan konileri
- Lav düzlükleri ve lav platoları
- Kraterler
- Kalderalar
- Maarlar
- Volkanik adalar
- Tüf örtüleri
Hawaii Adaları, levha sınırından uzaktaki sıcak nokta volkanizmasının tanınmış örneklerindendir. İzlanda’da ise uzaklaşan levhalar boyunca volkanik faaliyet belirgindir. Pasifik Okyanusu çevresindeki Ateş Çemberi, dalma-batma kuşakları boyunca çok sayıda etkin volkana sahiptir.
Türkiye’de Volkanizma
Türkiye’de tarihsel ve jeolojik dönemlerde etkili olmuş çok sayıda volkanik alan bulunur. Doğu Anadolu’da Ağrı, Tendürek, Süphan ve Nemrut; İç Anadolu’da Erciyes, Hasan Dağı, Melendiz ve Karadağ; Güneydoğu Anadolu’da Karacadağ önemli volkanik oluşumlardır. Batı Anadolu’da Kula çevresinde genç volkanik şekiller ve lav akıntıları görülür.
Bu dağların günümüzde düzenli biçimde püsküren etkin volkanlar olduğunu söylemek doğru değildir. Ancak bazıları jeolojik açıdan genç volkanik sistemlerdir. Geçmişte püskürmüş olmaları, gelecekteki etkinlik olasılığının her sistem için bilimsel verilerle ayrı ayrı değerlendirilmesini gerektirir.
Volkanizma yalnızca tehlike oluşturmaz. Volkanik araziler zamanla verimli topraklar geliştirebilir. Jeotermal enerji, sıcak su kaynakları, maden yatakları ve çeşitli yapı malzemeleri de volkanik süreçlerle ilişkili olabilir. Buna karşılık lav akıntıları, kül yağışı, zehirli gazlar ve patlayıcı püskürmeler yerleşmeler için ciddi risk yaratabilir.
Depremler: Biriken Enerjinin Açığa Çıkması
Deprem, yer kabuğunda biriken enerjinin ani bir kırılma veya hareket sonucunda açığa çıkması ve sismik dalgalar hâlinde yayılmasıdır. Depremlerin büyük bölümü faylar boyunca gerçekleşen tektonik hareketlerden kaynaklanır.
Yer kabuğundaki kayaçlar levha hareketleri nedeniyle gerilir. Kayaçların dayanma sınırı aşıldığında fay boyunca ani bir hareket oluşur. Açığa çıkan enerji çevreye dalgalar hâlinde yayılarak yer yüzeyini sarsar.
Odak Noktası ve Merkez Üssü
Depremin yer içinde başladığı noktaya odak noktası ya da hiposantr denir. Odak noktasının yeryüzündeki dikey karşılığı ise merkez üssüdür.

Sarsıntı çoğu durumda merkez üssü çevresinde güçlü hissedilir. Bununla birlikte oluşan hasarı yalnızca merkeze olan uzaklık belirlemez. Depremin büyüklüğü, odak derinliği, zemin özellikleri, yapı kalitesi ve yapılaşma yoğunluğu da sonuçları değiştirir.
Deprem Dalgaları
Deprem sırasında farklı özelliklere sahip sismik dalgalar oluşur:
- P dalgaları: En hızlı dalgalardır. Katı, sıvı ve gaz ortamlardan geçebilirler.
- S dalgaları: P dalgalarından daha yavaştır. Sıvı ortamlarda ilerleyemezler.
- Yüzey dalgaları: Yeryüzü boyunca yayılır ve güçlü yer hareketlerine yol açabilir.
P ve S dalgalarının hızları ile izledikleri yollar, Dünya’nın iç yapısının anlaşılmasına katkı sağlamıştır. Özellikle S dalgalarının dış çekirdekten geçmemesi, bu katmanın sıvı özellik taşıdığına ilişkin önemli kanıtlardan biridir.
Deprem Türleri
Oluşum nedenine göre depremler üç ana grupta ele alınabilir:
- Tektonik depremler: Faylar boyunca biriken gerilimin aniden boşalmasıyla meydana gelir. En yaygın ve çoğu zaman en yıkıcı deprem türüdür.
- Volkanik depremler: Magmanın ve volkanik gazların hareketi sırasında oluşur. Genellikle volkan çevresinde sınırlı alanlarda etkili olur.
- Çökme depremleri: Mağara, maden galerisi veya yer altındaki başka boşlukların çökmesiyle oluşur. Etki alanları çoğunlukla dardır.
İnsan faaliyetleri de bazı durumlarda sismik olayları tetikleyebilir. Büyük rezervuarlarda su tutulması, yer altına sıvı enjekte edilmesi veya madencilik faaliyetleri bu duruma örnek verilebilir. Ancak bunların özellikleri ve büyüklükleri uygulamanın yapıldığı alanın jeolojik koşullarına göre değişir.
Depremin Büyüklüğü ve Şiddeti
Deprem büyüklüğü, kaynağında açığa çıkan enerjiyle ilgili ölçümdür. Günümüzde büyük depremlerin değerlendirilmesinde çoğunlukla moment büyüklüğü kullanılır. Bir deprem için tek bir büyüklük değeri hesaplanır; ölçüm yöntemlerine bağlı küçük farklılıklar görülebilir.
Deprem şiddeti ise sarsıntının belirli bir yerde insanlar, yapılar ve çevre üzerindeki etkisini anlatır. Bu nedenle aynı deprem farklı yerlerde farklı şiddette hissedilebilir.
Büyüklük ile şiddet aynı kavram değildir. Örneğin büyük bir deprem yerleşmelerden uzakta ve derinde gerçekleşirse sınırlı hasar oluşturabilir. Daha küçük fakat sığ bir deprem, dayanıksız yapıların bulunduğu yoğun bir yerleşmede ağır sonuçlara yol açabilir.
Tsunami Nasıl Oluşur?
Tsunami, deniz veya okyanus tabanındaki ani ve geniş çaplı yer değiştirme sonucunda oluşan uzun dalgalardır. Deniz tabanında gerçekleşen her deprem tsunami meydana getirmez. Fay hareketinin su kütlesini yeterli ölçüde dikey yönde değiştirmesi gerekir.
Deniz altı heyelanları ve volkanik patlamalar da tsunami oluşturabilir. Dalgalar açık denizde alçak olabilir; kıyıya yaklaşıp sığlaşan suda yavaşlar, yükselir ve kıyıda yıkıcı hâle gelebilir.

Türkiye’de Depremler
Türkiye; Avrasya, Afrika ve Arap levhaları arasındaki hareketli tektonik kuşakta yer alır. Arap Levhası’nın kuzeye doğru ilerlemesi Anadolu’nun batıya doğru hareketinde önemli rol oynar. Bu hareketler, ülkenin farklı kesimlerinde etkin fay sistemleri oluşturmuştur.

Başlıca deprem kuşakları şunlardır:
- Kuzey Anadolu Fay Zonu
- Doğu Anadolu Fay Zonu
- Batı Anadolu’daki genişlemeli fay ve graben sistemi
- Ege ve Doğu Akdeniz çevresindeki dalma-batma ve fay kuşakları
Depremin doğal bir süreç olması, can ve mal kayıplarının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez. Sağlam zemin seçimi, mühendislik kurallarına uygun yapılaşma, mevcut yapıların güçlendirilmesi, doğru arazi kullanımı ve etkili afet yönetimi kayıpları büyük ölçüde azaltabilir.
İç Kuvvetlerin Yeryüzüne Etkileri
İç kökenli süreçler yeryüzünü yalnızca engebeli hâle getirmez. Kayaç yapısından akarsu sistemlerine, kıyı çizgilerinden yerleşme düzenine kadar birçok coğrafi unsuru doğrudan veya dolaylı biçimde etkiler.
Yer Şekillerine Etkileri
İç süreçler sonucunda dağlar, fay diklikleri, tektonik ovalar, volkan konileri ve lav platoları oluşabilir. Geniş alanlar yükselirken bazı havzalar çöker.
Yükselen bir arazi üzerinde eğim artarsa akarsuların aşındırma gücü de artabilir. Akarsular yataklarına gömülerek derin vadiler açabilir. Böylece iç süreçlerin meydana getirdiği yükseltiler, daha sonra dış kuvvetler tarafından yeniden şekillendirilir.
Kayaçlara ve Yer Altı Kaynaklarına Etkileri
Volkanizma püskürük kayaçların oluşmasını sağlar. Dağ oluşumu sırasında yükselen sıcaklık ve basınç ise mevcut kayaçları başkalaştırabilir. Faylar ve magmatik sokulumlar, çeşitli maden yataklarının ve sıcak su kaynaklarının oluşumunda rol oynayabilir.
Bununla birlikte her fayın ekonomik bir maden yatağı veya jeotermal kaynak oluşturduğu söylenemez. Kayaç yapısı, ısı kaynağı, su dolaşımı ve jeolojik geçmiş gibi koşulların birlikte uygun olması gerekir.
İnsan Yaşamına Etkileri
İç kuvvetlerin oluşturduğu alanlar hem olanaklar hem de riskler taşır. Dağlık alanlarda ulaşım ve yerleşme zorlaşabilir. Buna karşılık yükselti farkları su kaynaklarını, hidroelektrik potansiyeli ve turizm faaliyetlerini destekleyebilir.
Volkanik topraklar tarımsal üretim için elverişli olabilir. Faylı alanlar jeotermal enerji sağlar. Öte yandan depremler, volkanik püskürmeler ve bunların tetiklediği kütle hareketleri yerleşmeleri tehdit edebilir.
Doğal olay ile afet kavramlarını birbirinden ayırmak gerekir. İnsanların ve ekonomik varlıkların etkilenmediği bir deprem doğal olay olarak kalabilir. Aynı olay dayanıksız ve hazırlıksız bir yerleşmede büyük bir afete dönüşebilir.
İç ve Dış Kuvvetler Arasındaki Fark
Yeryüzünün bugünkü görünümü, iç ve dış süreçlerin birlikte çalışmasıyla ortaya çıkar. İç kuvvetler çoğunlukla yükselti farklarını artırırken dış kuvvetler yüksek alanları aşındırır, malzemeyi taşır ve çukur alanlarda biriktirir.
| Özellik | İç kuvvetler | Dış kuvvetler |
|---|---|---|
| Temel enerji kaynağı | Dünya’nın iç enerjisi | Büyük ölçüde Güneş ve yer çekimi |
| Genel etkisi | Yükseltme, çökertme, kırma ve yeni kabuk oluşturma | Aşındırma, taşıma ve biriktirme |
| Başlıca süreçler | Orojenez, epirojenez, volkanizma ve deprem | Akarsu, rüzgâr, buzul, dalga, yer altı suyu ve kütle hareketleri |
| Yer şekillerine etkisi | Ana yapıyı ve büyük yükselti farklarını oluşturur | Oluşan yüzeyi ayrıntılı biçimde işler |
| Çalışma süresi | Ani veya milyonlarca yıl süren hareketler görülebilir | Çoğunlukla uzun süreli, bazı durumlarda hızlıdır |
| Örnek | Dağ yükselmesi, faylanma, volkanik püskürme | Vadi açılması, kumul veya delta oluşumu |
Bu iki grup birbirinin etkisini tamamen ortadan kaldırmaz. Tektonik hareketlerle yükselen bir dağ aynı anda akarsular, buzullar ve kütle hareketleri tarafından aşındırılabilir. Aşındırma kabuk üzerindeki yükü azalttığında izostatik yükselme de görülebilir. Yeryüzü bu karşılıklı etkileşim nedeniyle sürekli değişir.
Sözün Kısası
İç kuvvetler, Dünya’nın iç enerjisinden kaynaklanan ve yeryüzünün ana yapısını oluşturan süreçlerdir. Orojenez dağ kuşaklarını meydana getirir; epirojenez geniş kara parçalarını yükseltir veya alçaltır. Volkanizma magmatik malzemeleri kabuk içine ya da yüzeye taşırken depremler, biriken enerjinin aniden açığa çıkmasıyla oluşur.
Bu süreçleri birbirinden kopuk olaylar olarak değerlendirmemek gerekir. Levha hareketleri aynı bölgede dağ oluşumuna, faylanmaya, depremlere ve volkanizmaya birlikte yol açabilir. Dış kuvvetler de iç süreçlerin meydana getirdiği yüzeyi aşındırıp yeniden şekillendirir.
Sık Sorulan Sorular
İç kökenli süreçler hakkında en fazla karıştırılan noktalar, enerji kaynağı, levha hareketleri ve farklı oluşumların birbiriyle ilişkisidir.
İç kuvvetlerin temel enerji kaynağı nedir?
Temel kaynak Dünya’nın iç ısısıdır. Gezegenin oluşumundan kalan ısı ile radyoaktif elementlerin bozunması bu enerjinin devam etmesini sağlar.
Orojenez ile epirojenez arasındaki fark nedir?
Orojenez çoğunlukla dar ve uzun kuşaklarda sıkışma, kıvrılma, kırılma ve dağ oluşumuyla sonuçlanır. Epirojenez ise geniş kara parçalarının uzun sürede yükselmesi veya çökmesidir.
Her fay deprem oluşturur mu?
Bütün faylar günümüzde etkin değildir. Deprem oluşturabilmesi için fay boyunca gerilim birikmesi ve hareket gerçekleşmesi gerekir.
Magma ile lav aynı şey midir?
Erimiş kayaç malzemesi yer altındayken magma adını alır. Yeryüzüne ulaştığında lav olarak adlandırılır.
Her deniz altı depremi tsunami oluşturur mu?
Hayır. Depremin deniz tabanında yeterli büyüklükte ve özellikle dikey yer değiştirme meydana getirmesi gerekir.
Depremin büyüklüğü ile şiddeti aynı mıdır?
Hayır. Büyüklük açığa çıkan enerjiyle, şiddet ise depremin belirli bir yerde oluşturduğu etkilerle ilgilidir.
İç ve dış kuvvetler birbirine karşı mı çalışır?
Genel etkileri farklıdır; ancak birbirleriyle sürekli etkileşim içindedirler. İç süreçler ana yükselti ve çukurlukları oluştururken dış süreçler bu yüzeyi aşındırır, taşır ve yeniden biçimlendirir.